Selamün Yavuz yazdı: Avusturya aynı hatayı yapmasın

AVUSTURYA’da 15 Ekim’de yapılan erken genel seçimlerden sonra koalisyon görüşmeleri halen devam ediyor. Seçimlerden galip çıkan merkez sağ Avusturya Halk Partisi (ÖVP) önce Mecliste sandalyesi bulunan partilerle görüştü, ardından koalisyon pazarlıklarına seçimlerden 3’üncü parti olarak çıkan ırkçı-popülist Özgürlük Partisi (FPÖ) ile yürütmeye başladı.

Olası koalisyon ortağı olarak FPÖ’nün seçilmesinin ardında elbette bir siyasi tercih yatıyor; parti programında benzerlikler, her iki partiden siyasetçilerin birbirine benzer söylemlerde bulunması ve sığınmacı ve güvenlik konuları gibi sorunların çözümde aynı yaklaşımların olması bu merkez sağ ve aşırı sağ partiyi olası koalisyon ortakları olarak bir araya getirdi.

Seçimlerin üzerinden altı hafta geçmesine rağmen beş ana başlıkta yapılan görüşmelerde henüz tam anlaşma sağlanamadı. Nihai anlaşmanın sağlanıp sağlanamayacağını görmek için bir süre daha beklememiz gerekecek.

Görüşmeler sonucu tam anlaşma sağlanamazsa, FPÖ tarafında dışarıdan desteklenen bir azınlık ÖVP hükümetinin de masaya yatırılması muhtemel.

Merkez-sağ partilerin oluşturduğu koalisyonlara ırkçı-popülist partilerin katılması ya da dışarıdan desteklenerek azınlık hükümeti kurulması daha önce de Hollanda ve Danimarka’da yaşandı.

Hollanda

Sağ-liberal bir hükümetin aşırı sağ bir partinin dışarıdan desteklemesi 2010-2012 yılları arasında Hollanda’da uygulandı. Rutte Başbakanlığındaki Liberal VVD ile Hıristiyan demokrat CDA azınlık hükümetine Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi PVV dışarıdan destek verdi. Yıllardır tecrit (Cordon Sanitaire) politikası izlenerek politik sistemin dışında bırakılan PVV böylece ilk kez yönetimde söz sahibi oldu; hükümette yer almasa dahi koalisyon görüşmelerine katılarak hükümet programının oluşmasına etkisi oldu.

Ama ülkenin 2013 bütçesi hazırlık aşamasındayken ekonomik krize karşı yapısal önlemler almak zorunda olan hükümetten desteğini çekti, milyarlarca Euro’luk tasarruf planlarına imza atma cesaretini gösteremedi. Ülkenin en çok siyasi istikrara ihtiyacı olduğu dönemde 2013 yılının bütçesi muhalefet partilerinin önayak olmalarıyla yapılabildi.

Hollanda’da 15 Mart’ta yapılan seçimlerden sonra VVD lideri Rutte’nın yine koalisyon oluşturması gerektiriyordu. Seçimlerden ikinci parti olarak çıkan PVV ile 2012’de yaşanan o tecrübelerden sonra görüşmedi bile. ‘Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer’ misali, Rutte seçimlerden önce diğer partiler gibi PVV ile her türlü işbirliğini işin başından beri reddetti.

Danimarka

Danimarka’da ise mevcut merkez-sağ azınlık hükümeti dışarıdan ırkçı-popülist Danimarka Halk Partisi tarafından destekleniyor.

Bir yıl önce muhafazakarlar ve liberallerin oluşturduğu sağ-liberal Løkke Rasmussen azınlık hükümetine dışarıdan destek veren aşırı sağcı Danimarka Halk Partisi zaman zaman Rasmussen’in başını ağrıtacak öneriler ortaya atıyor. Schengen bölgesinde sınır kontrollerinin yeniden başlatılması, Almanya ile Danimarka sınırının bir parça güneye kaydırılarak Almanya’nın Flensburg kenti ve turistik Sylt adasının Danimarka sınırları içine dahil edilmesi, AB ve Euro para birimiyle etkin mücadele bunlardan birkaç örnek.

Bu söylemler, Danimarka’nın hem AB içerisindeki etkinliğini azalttı, hem de güney komşusu Almanya ile olan ilişkilerini etkiledi.

Danimarka Halk Partisi, Hollandalı aşırı sağcı lider Geert Wilders’ın örnek aldığı bir parti olarak 2001-2011 yılları arasındaki liberal hükümetlere de göç yasalarının göçmenler aleyhine değiştirilmesi karşılığında dışarıdan destek vermişti.

***

Önümüzde bu örnekler varken, Avusturya’da ÖVP lideri Sebastian Kurz, FPÖ ile kesin iş birliği yapmadan önce Danimarka ve Hollandalı meslektaşlarıyla fikir alışverişi yaparsa, daha önce bu ülkelerin yaptıkları hataları tekrarlamaz.

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook:
www.facebook.com/selamunyavuz

 

                   

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans