Selamün Yavuz yazdı: Gıda güvenliği (3): KOVID-19 virüsünün bize öğrettikleri

BÜTÜN dünya birkaç aydır Kovid-19 virüsü ve bunun yol açtığı insan sağlığını tehdit eden Korona hastalığı ve ölüm vakalarıyla meşgul.

7 milyar 700 milyonluk dünya nüfusunun yüzde 40’ı şu anda karantinada; gönüllü ya da zorunlu bir çeşit ev hapsinde.

Basında Kovid-19 ve Korona’dan başka hiçbir haber göremez olduk. Aslında gözümüzü bir Korona perdesi kaplamış, dünyada neler olup bittiğini görmüyoruz.

Başta Hindistan olmak üzere İtalya, Fransa, İspanya, Belçika gibi ülkelerde ordu sokağa inmiş durumda. Diğer birçok ülkede de basın ve halk daha ağır tedbirlerin alınmasını, sokağa çıkma yasağı uygulamasına geçilmesini istiyor. Doğu Avrupa’da 25 bin ABD askeri ‘tatbikat’ yaparken, İtalya’da Rus askerleri görünüyor.

Birçok ülkede gıda ürünlerinin dışında endüstriyel üretim durmuş, ya da durma noktasında. Evden çalışma, uzaktan eğitim, sosyal mesafe gibi kavramlar birkaç hafta içerisinde artık yaşantımızın bir parçası haline geldi. 

Olağanüstü günlerden geçiyoruz ve başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere ülke yöneticileri ve basın dünyada milyarlarca insanı bir panik haline sevk etmiş durumda.

Panik

Toplumsal paniğin başladığı Mart ayı başından beri ABD’de silah satışları patlamış, birçok Avrupa ülkesinde marketlerde tuvalet kâğıdı bile bulunmaz olmuş, günlük gıda satan marketlerin ciroları birkaç haftada yüzde 30’lara varan oranlarda artmış.

Bütün bu panik havası yetmezmiş gibi bir de ortaya onlarca felaket senaryoları ve komplo teorileri atılmaya başlandı.

Aynı anda bu kadar birbirini tetikleyen etken olunca da milyarlarca insan arasındaki bu panik havası bir süre daha devam edecek ve bu arada dünyada nelerin olup bittiğini belki yıllar sonra öğreneceğiz.

Niçin bu kadar panik yapılıyor? Halbuki bütün dünyada Korona’dan ölenlerin sayısı sadece ABD’de üç ay içinde gribal enfeksiyondan ölenlerin sayısıyla hemen hemen aynı. ABD’de bu kış sezonunda gribal enfeksiyondan dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı 104 bin 500. Ne bir gazetede haber var, ne halk panik halinde, ne de sağlık sistemi çökme noktasına gelmiş durumda.

Komplo teorileri

Birçok ülke, şeffaflık adına günlük Korona istatiklerini düzenli olarak açıklıyor, ama bu bilgilerde de çok eksik yönler var. Daha detaylı bilgilere ulaşmak için epey bir araştırma yapmanız gerekiyor.

Korona’dan dolayı ölenlerin çoğunun yaşlı ve diğer başka hastalıklarının da olduğu biliniyor. Ama diğer başka hastalıkları olduğu halde Korona’ya yakalandıktan sonra ölürlerse, ölüm sebebi ‘Korona’ olarak kayıtlara geçiyor.

İtalya’da, geçen haftaya kadarki ölümlerin sadece ve sadece yüzde 0,8’inde Korona’dan başka hastalık tanısı konmamış. Ama başka hastalıkları da olan yüzde 99,2’lik bir bölüm de Korona teşhisi de kondu diye Korona’dan öldüğü kayıtlara geçiyor. Ama biz bu insanların başka hastalıklarından dolayı mı, yoksa Korona’dan mı öldüklerini asla öğrenemeyeceğiz.

2011 yapımı Salgın (Contagion) filmini izlerseniz bugün dünyada olanların senaryosunun o yıllarda yazıldığını sanırsınız.

Ya da Almanya’da Robert Koch Enstitüsü’nün 2012 yılında hazırlayıp Bundestag’a sunduğu raporda ‘Mutasyona uğramış yeni SARS-CoronaVirüs, Güneydoğu Asya’daki bir hayvan pazarında çıkacak ve tüm dünyayı saracak’ deniliyor. Ayrıca kaç kişinin bu yeni virüsü Almanya’ya yayacağı, belirtilerinin ne olduğu ve kaç gün içerisinde ortaya çıkacağı en ince detaylarına kadar anlatılmış. Rapordaki bilgiler günümüzde yaşadıklarımızla birebir uyuşuyor.

Bütün bunları duyunca insanın aklına birçok soru geliyor ve ister istemez komplo teorileri evlere hapsedilmiş milyonlarca insanı meşgul ediyor.

Öğrendiklerimiz 

Korona salgını, ister senaryosu önceden yazılmış bir kurgu olsun, ister tesadüfen ortaya çıkmış bir doğal felaket olsun, bize öğrettiği üç önemli nokta var.

Birincisi, birkaç haftadır panik halindeki insanlar, gerektiğinden çok çok fazla gıda depolama yolunu seçtiler.

Başımıza bir felaket gelmeden telefonumu yenileyim, televizyonumu yenileyim demediler.

İlerideki felaket günlerine hazırlık olsun diye gidip birkaç takım elbise, iç çamaşırı, pijama, gömlek, etek, pantolon vesaire alıp evlerine depolamadılar.

Belki felaket günlerinde fırsat olmaz diye koltuklarını, mutfaklarını, dolaplarını, masalarını yenilemeyi tercih etmediler.

Bütün dünyada insanlar, tamamen içgüdüsel davranarak doğrudan gıdaya yöneldiler. Yiyecek ve içecek depoladılar.

İnsan içgüdüsü, dünyada en önemli şeyin ne olduğunu açıkça ortaya çıkarmış oldu.

Daha önce ‘2010 – 2050 arası bütün dünyada büyük stratejik değişikliklere gebe, tarım da bu süreçte en stratejik sektör olacak’ diye yazmıştım. (https://www.interajans.nl/selamun-yavuz-yazdi-stratejik-sektor/). Korona krizindeki insan davranışları adeta benim yazdıklarımı doğrular nitelikte cereyan etti, gıdanın ve dolayısıyla tarımın önemi bir kez daha gözler önüne serilmiş oldu.

***

Korona salgınının öğrettiği bir ikinci nokta da bu yazı dizisinin konusu olan gıda güvenliği.

Kovid-19 virüsü ile mücadelede dünyadaki bütün doktorlar bir ortak noktada birleşiyor: Diğer başka hastalıkları olmayan ve bağışıklığı yüksek insanlarda Kovid-19 virüsünün yol açtığı Korona hastalığının öldürücü olması hemen hemen imkânsız.

Yani Korona ile en etken mücadele şekli insanların direnci ve bağışıklığı yüksek bir bünyeye sahip olmalarının sağlanması.

Bunun için ne gerekiyor? Güvenli gıda!

Kimyasallardan arındırılmış, doğal gübrelemeyle yetiştirilmiş, genetiği ile oynanmamış tohumlardan üretilen güvenli gıda insanı Kovid-19’a karşı da, diğer başka virüslere karşı da koruyor.

***

Biraz daha hayal gücümüzü çalıştırıp bu Korona krizinin uzun bir süre devam ettiğini düşünürsek küresel çapta gıda üretimi ve nakliyesi konusunda sıkıntılar baş gösterecek, belki de dünyanın bazı bölgelerinde kıtlık dahi yaşanabilecek.

Böyle bir durumda tarımda dışa bağımlı olmayan, kendi kendine yetecek gıda üretimini gerçekleştiren ülkeler bu sıkıntıların üstesinden daha kolay gelebilecekler. Tarımda dışa bağımlı ülkeler ise açlıktan ölmemek için belki de ulusal bağımsızlıklarından bir miktar fedakârlıkta bulunmak zorunda kalacaklar.

Bu da Kovid-19 virüsü salgınının bize öğrettiği üçüncü önemli nokta.

SELAMÜN YAVUZ

 

      

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.