Selamün Yavuz yazdı: Gıda Güvenliği (6): İşlenmiş gıda

SOFRAMIZA gelen gıdaların güvenli olup olmadığı sadece gıdanın kaynağı ile ilgili değil maalesef. Gıdaların işlenme süreci ve ambalajı da en az gıdanın kaynağı kadar önemli bir faktör.

Bir yandan Canan Karatay gibi gıda güvenliği konusunda çok hassas olan uzmanlar ‘Ambalajlanmış hiçbir gıdayı tüketmeyin’ diye tembih ederken, halk sağlığını koruma bahanesi ile ülke yöneticileri ‘Hijyenik tedbirler’ adı altında gıdaların ambalaj içerisinde satışa sunulmasını teşvik ediyor ve hatta zorluyor.

Bunun en bariz örneği Türkiye’de birkaç yıl önce milli içeceğimiz ayranın açık satılmasının yasaklanması sayılabilir.

Konu açılmışken ayrandan devam edelim.

Paket ayranların içeriğine bakarsanız sade yoğurt olmadığını görürsünüz. Kültür yoğurt, tuz ve su yazar içeriğinde; yoğurt yoktur. Kültür yoğurt ‘Yoğurdumsu’ bir maddedir, ama yoğurt değildir. Aslında yoğurttan yapılmayan o paket içindeki beyaz sıvıyı biz ayran niyetine alıp içmek zorunda bırakılıyoruz.

Peynir

Kahvaltılarımızın, böreklerimizin olmazsa olmazı peynire bir göz atalım. Marketlerde yüzde 40’lardan başlayıp yüzde 65’lere kadar değişen yağ oranlarıyla genellikle metal ambalajlar içerisinde satılıyor.

Peynirin sütten yapıldığını hepimiz biliyoruz. Belki hiç köy hayatı görmemiş çocuklar peynirin marketlerde yapıldığını düşünebilir, ama peynirin sütten yapıldığını biz o çocuklara anlatamamışsak o da bizim ayıbımız olsun.

Peynirin hammaddesi tam yağlı sütte yağ oranı ortalama yüzde 3.25, bu oran hayvanın beslenmesine ve yöresine göre yüzde 4’e kadar yükselebilir. Süt kuru maddesindeki yağ oranı ise ortalama yüzde 31 civarındadır. Yani bu orandan fazla yağ içeren bir peynir üretmek için süte oldukça yüklü bir miktar yağ ilave edilmesi gerekir. Peynirde yüzde 65’lere varan yağ oranının yakalamak için endüstriyel gıda üreticileri elbette en ucuz yağı tercih edeceklerdir.

Bu nedir?

Margarin!

Margarin, Fransa’da Napolyon savaşa giden askerlerin kumanyalarında götürebilecekleri ekmeğin üzerine sürülebilen katı ve dayanıklı bir gıda türü üretilmesini istemesi üzerine Fransız kimyager Hippolyte Mège Mouriés tarafından 1869’da icat edilir. Bir kimyagerin ürettiği bu maddeye Yunanca’da ‘İnci’ anlamına gelen ‘Margaron’ adı verilir.

Margarin ile sabunun hammaddesi aynıdır. Bundan dolayı margarin üreten bütün firmalar sabun da üretirler.

Ama 1950’li yıllardan beri bize margarinin yağ gibi kullanılmasının sağlığa faydalı olduğu beynimize işlendi. Ve daha sonra da ‘Margaron’ peynire ilave edilerek yağ oranının artırılması sağlandı.

Zeytin ve yağı

Kahvaltılarımızın olmazsa olmazı zeytin ise bir başka dert. Normal şartlarda zeytin ve zeytinyağı anne sütü kadar değerli besin maddeleridir. Ama, örneğin Rivyera tipi zeytinyağı aslında ısıl işlem görmüş yağlara yüzde 10 civarında yüksek dizemli zeytinyağının karışımıyla elde edilir. Bu karışım Türkiye’de maalesef ‘Zeytinyağı’ olarak tescillenmiş, marketlerde oldukça da pahalı satılan bir zeytinyağı türü. Ama bu karışıma benim zeytinyağı demeye dilim varmıyor.

Gelelim zeytine…

Siyah zeytin normalde toplandıktan 3 ila 6 ay arasında soframızda yenecek kıvama gelir. Kıvama geldikten sonra uygun şartlarda uzun bir süre kalabilir, yani doğası, yapısı raf ömrü uzundur. Ancak işleme süresi de uzun olduğundan birçok zeytin firması bu süreyi kısaltmak için kostik kullanır. Kostik, kimyasal adı ‘Sodyum Hidroksit’ ve formülü NaOH olan asit bazlı bir bileşendir. Sabun ve temizlik malzemeleri imalatında kullanılır. Kostik özellikle lavabo, banyo ve mutfak gideri açıcı olarak kullanılmaktadır. Kostik güçlü bir dezenfektan olduğundan kanalizasyonların arındırılması ve tıkalı gider borularının temizlenmesinde kullanılır.

Kostik, gıda endüstrisinde zeytinden başka çikolata ve kakao işlemede, karamel yapımında, dondurmalarda kıvam arttırıcı olarak, meşrubat yapımında, meyve ve sebzelerin kimyasal soyulmasında kullanılır.

Siyah zeytin, kostik kullanılarak iki hafta içerisinde kıvama getirilir, ancak zeytin taneleri çok fazla yumuşadığı için zeytini işleme sürecinde sertleştirici bir madde daha kullanılır. Yani, zeytin soframıza gelinceye kadar zeytin olmaktan çıkmıştır.

***

Daha anlatılacak o kadar çok örnek var ki. Ambalajda pekmez alıyorsunuz içinde yüzde 25 glikoz var. Marketten aldığınız yoğurdu maya olarak kullanamıyorsunuz, çünkü yoğurt değil. Aldığınız reçelin içinde meyveden çok katkı maddesi var.

Benim burada yüzlerce, binlerce örneği sıralamamın yerine tavsiyem herkesin yediği hazır gıdaya dikkat etmesi. Çocuklarınıza hazır gıda yedirirken iki kez düşünmeniz.

***

Bu yazı dizisinde size, bize yedirilen gıdaların ne kadar sağlıksız olduğunu örnekler vererek anlatmaya çalıştım. Bu gıdaların hepsi de endüstriyel gıda dediğimiz hazır gıda endüstrisinin bize ‘Hızlı ve ucuz’ sunduğu nimetler gibi görüyor, ama bizim ve çocuklarımızın sağlığını ciddi derecede tehdit ediyor.

İşin ilginç tarafı, bu bahsettiğim gıdaların hepsi de bir şekilde ilgili makamlar tarafından ruhsatı verilerek üretilen ve satışa sunulan gıdalar. Yani yasalar ve genelgeler size bunları yiyebileceğinizi söylüyor.

Elbette gıda güvenliğinin bir de ruhsat dışı üretim ve satış ve buna bağlı olarak da denetlemede eksiklerin olması boyutu var.

***

Bu yazı dizisindeki örneklemelerde de gördüğümüz gibi gıda güvenliğini gerçekten önemsiyorsak çözümün ahlaki boyutunu üreticilerde, yasal boyutunu karar vericilerde aramamız gerekir.

Ama bunun bir de kişisel bilinç boyutu var ki, yediklerimizden ve yedirdiklerimizden sizler ve bizler sorumluyuz.

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

A close up of a sign Description automatically generated        

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.