Selamün Yavuz yazdı: GÜZERGÂH: Buda ve Peşte’nin hüzünlü buluşması 

MACARİSTAN, Kuzey Avrupa’dan ve Almanya’nın doğusundan Türkiye’ye otomobille gidenler için önemli bir güzergâh. Sırbistan bağlantı yolunun hudut kapısından Belgrad’a kadar olan bölümünün de otoban yapılmasıyla bu yol gurbetçiler tarafından son yıllarda daha sık kullanılmaya başlandı.

Macaristan güzergâhı, Budapeşte çevreyolunda yıllarca süren tamirat ve yeni yol yapımından dolayı sık sık tıkanmaların olmasından dolayı sıkıntılıydı. Yeni yollar bitince bu sıkıntı da giderildi.

Peki sıla yolunda Budapeşte’nin yakınından geçerken Buda ve Peşte’nin buluşmasının hüzünlü öyküsünü hiç merak ettiniz mi?

1526’da fethedildikten sonra 150 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Budapeşte Tuna’nın Batı yakasındaki Buda (Budin) ve Doğu yakasında Peşte’den oluşur. Budin, bazı orta çağ kaynaklarına göre Hun İmparatorluğu Kralı Attila’nın kardeşinin isminden gelir. Peşte kelimesinin kökeni ise daha belirsizdir, ancak Slavca mağara, kaya oyuğu anlamına gelen ‘Pest’ kelimesinde geldiği kanaati yaygındır.

Buda ve Peşte 1873 yılında Óbuda ve Margaret Adası ile birlikte birleşirler ve Budapeşte kenti oluşur.

Ancak fiilen birleşme daha önce, 1840 yılında olmuştur. Buda ve Peşte Szechenyi Köprüsü inşa edilerek birbiriyle birleştirilir. Adını devrin en önemli Macar siyasetçisi ve iş insanı olan İstvan Szechenyi’den alan köprü, Zincirli Köprü (Chain bridge) olarak da bilinilir. István Széchenyi aynı zamanda İstanbul İtfaiyesi’ni kuran Ödön Széchenyi’nin babasıdır.

Köprünün mimarı İngiliz William Tierney Clark’tir. 202 metre uzunluğunda 14 metre genişliğindeki köprüde her şeyin kusursuz olarak tasarlandığını ve inşa edildiğini iddia eden William Tierney Clark, eserinde kusur bulunması halinde yaşamına son vereceğini söyler.

Açılışın yapıldığı gün bir çocuk köprünün girişinin her iki yanındaki aslan heykellerinin dilinin olmadığını fark eder ve bunu ağlayarak babasına söyler. Bu kusur tören alanında hemen yayılır ve bir söylentiye göre mimar Clark hemen aslan heykellerini yapan heykeltıraşı yanına çağırarak bu kusuru bildirir. Heykeltıraş da Tuna nehrine atlayarak yaşamına son verir. Bir başka söylentiye göre William Tierney Clark kendisi intihar etmek amacıyla Tuna nehrine atlar, ancak yaz aylarında su derin olmadığı için yaşamına son veremez. Ancak 1852 yılında bu hatadan dolayı üzüntüsünden öldüğü iddia edilir.

Gellért Tepesi’nde bir parkın içindeki bir heykelde de Buda prens Peşte de prenses olarak tasvir edilmiş olup Tuna Nehri bu iki sevgiliyi birbirinden ayırmaktadır.

Zincirli Köprünün Batı yakasında, yani Buda tarafında Buda Kalesi Budapeşte gezisinde mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi. Kalenin etrafındaki yeşillik alandaki bir yola da Mustafa Kemal Sokağı adı verilmiş. Kalenin arkasından başlayıp kıvrılarak Tuna nehrini gören bir noktada biten sokağın hemen altında Budapeşte Akıncılar Mezarlığı da Osmanlı döneminden kalma bir ziyaret yeri.

Budapeşte Belediyesi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını sadece bir sokağa vermemiş, yine Buda tarafındaki Naphegy Parkının içinde bir Atatürk büstü yaptırmış. Budapeşte’ye gelen her Türk mutlaka buraya da uğruyor.

Budapeşte’de mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden birisi de Rózsadomb (Gültepe) tepesindeki Gül Baba Türbesi.

Gül Baba, Kanuni Sultan Süleyman’ı etkileyen ve Avrupa taarruzlarına katılan önemli bir Bektaşi dervişidir. Gül Baba 1526 yıllında Kanuni’nin daveti üzerine Budin seferine katılmış ve 1531 yılında Budin’e gelip 1541’de ölünceye kadar 10 yıl burada yaşamış. Başından gülü elinden tahta kılıcı eksik olmayan Gül Baba ölünce Budapeşte’nin yüksek bir tepesine gömülmüş ve bu tepeye ‘Gül Tepe’ (Rózsadomb) adı verilmiş.

Tuna Nehri üzerindeki Margit köprüsünden Buda tarafına geçip 3. Sokaktan sağa dönünce Türk Sokağı’na girilir. Sokağın sonunda sola dönen yol Gül Baba sokağıdır. Gül Baba Türbesi sokağın sol tarafında ziyarete açıktır.  Burada bir de Gül Baba’nın heykeli vardır.

Budapeşte’nin, hatta Macaristan’ın en ihtişamlı ve gösterişli binası şüphesiz Tuna Nehri kenarında bulunan 750 odalı Macaristan Ulusal Meclisi’nin bulunduğu Macaristan Parlamento Binasıdır. Yeni Gotik ve yeni Rönesans mimari tarzından inşa edilen bina 1904 yılında açıldı. İç dekorasyon için yaklaşık 40 kilo altının kullanıldığı bina pandemi öncesinde her yıl 700 bin kişi tarafından ziyaret ediliyordu.

Bunların dışında Osmanlı döneminden kalma hamamlar, kapalı pazar yeri, Azizi Stefan Bazilikasi, Matthias Kilisesi de orta Avrupa’nın incisi diye de anılan bu kenti ziyaret etmeye değer kılıyor.

Budapeşte’nin güzelliğine kendinizi kaptırınca bu kenti doyasıya gezmek için bir gün yetmeyebilir. Ama sıla yolu güzergâhındaki bu güzel kenti gezmek için bir tek gün bile ayırsanız kesinlikle pişman olmayacağınız söyleyebilirim.

Bir başka yazıda bir başka güzergâhta görüşmek üzere.

 

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook:
www.facebook.com/selamunyavuz

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans