Selamün Yavuz yazdı: GÜZERGÂH: ‘Gelin ve bu zenginliği görün’

İSTER Doğu ile Batı ister garp ile şark ya da alaturka ile alafranga arasındaki keskin çizgi deyin, pek fark etmiyor. Balkanların tam göbeğinde, Vardar nehrinin bıçak gibi çizdiği bu keskin çizgi bu kentin her yerinde kendini hissettiriyor.

Türkiye yolunda, henüz Sırbistan Niş ile Bulgaristan Sofya arasındaki yol otoban olmadığı ve Bulgar trafik polisinin çorba parası için avuç açtığı yıllarda oldukça rağbet edilen bir güzergâh üzerinde olan bu kenti ziyaret etmemiş olmak gerçekten büyük bir eksiklik.

Evet, Türkiye’den de oldukça çok yurttaşın ziyaret ettiği Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp’ten bahsediyorum.

Kent merkezini bir yılan gibi kıvrılarak ikiye bölen Vardar nehrinin iki yakası şimdilerde sayısı 10’u bulan köprüler tarafından birleştirilmiş, ama kentte ilk köprüyü Romalılar yapmış. Üsküp’ün en meşhur köprüsü Taş Köprü ise yıkılan Roma köprüsünün üzerine 1451 ile 1469 yılları arasında Osmanlılar tarafından inşa edilmiş. Bu da Taş Köprünün Fatih Sultan Mehmet zamanında yapıldığı ve Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almadan önce Üsküp’ü aldığı anlamına geliyor. Her ne kadar kesin bilinmese de Mimar Sinan tarafından yapılmış olabileceği varsayımlar arasında.

Vardar Nehri’nin Kuzey Doğu yakası kentin eski otantik bölgesi. Bütün ovaya hakim bir tepenin üzerinde 6. Yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Üsküp Kalesi bu bölgenin en göze batan yapısı. Kalenin hemen doğusunda ise kendinizi hiç de yabancı hissetmeyeceğiniz Eski Pazar ya da diğer adıyla Türk Çarsısı var. Herhangi bir Anadolu kentinin çarsısından hiçbir farkı yok.

Üsküp’ün gece hayatı da bu çarşı ve etrafında yoğunlaşmış. Canlı müzik, restoranlar, gençlere hitap eden nargile kafeler, turistik dükkânlar kentin bu bölgesinde geç saatlere kadar süren bir canlılık oluşturuyor.

Bu çarşının bende güzel bir de anısı var. On gün süren Balkan gezimizin tam 8. Gününde burada ilk defa Türk çayı bulabilmiştik.

Çarşının arka taraflarında Türk mahalleleri var. Bütün vakitlerde ezanın okunduğu oldukça çok cami var. Bu bölgede Türkiye kökenli dinci vakıfların tabelalarını da gördük. Anlaşılan, cemaat ve tarikatlar burada oldukça aktif.

Ağırlıklı olarak Makedon, Arnavut ve Türklerden oluşan Makedonya nüfusunun yaklaşık yarısı Üsküp’te oturuyor.

Vardar Nehri’nin, dolayısıyla Taş Köprü’nün Batı yakası ise daha çok Üsküp’ün Batıya dönük yüzünü gösteriyor. Köprüden geçip Makedonya Meydanı’na çıkınca sizi şaha kalkmış bir at üzerinde devasa bir Büyük İskender heykeli karşılıyor. Bu tartışmalı bir heykel. Büyük İskender’e Yunanlılar da sahip çıktığından, aynı Makedonya adında olduğu gibi, bu da iki ülke arasında sorun çıkarmış.

Söz heykelden açılmışken… Kuzey Makedonya hükümeti 2014 yılından beri kente yeni bir çehre kazandırmak için her tarafa heykeller yaptırmış ve bunun için yarım milyar Euro’dan fazla para harcanmış. Gerçekten de sadece Makedonya Meydanı’nda ve etrafında yüzlerce heykel görebilirsiniz. Sanırım Üsküp’ü bir Prag’a, bir Viyana’ya benzetmek için yapılmış bir operasyon. Ama Prag ve Viyana gibi kentlerdeki heykeller kentin Barok, Gotik ve Yeni Rönesans mimarisiyle tamamen uyum içinde mimarinin bir parçası olarak kendine yer bulmuşken, Üsküp’teki heykellerin çoğu doğru söylemek gerekirse biraz sırıtıyor. Zaten Makedonya halkı da heykellerdeki şahsiyetlerin çoğunu tanımıyormuş.

Öyle ki, Taş Köprünün dibine, Vardar Nehri’nin tam ortasına ayakta balık tutan insan heykeli bile yapmışlar.

Makedonya Meydanı’nın güneyine Paris’teki Zafer Anıtı’na benzeyen Makedonya Kapısı yapılmış. Bu kapının dört bir yanında bir süre de Üsküp’te yaşamış Rahibe Teresa’nın sözlerine yer verilmiş. Burayı geçip sağa dönünce de değişik bir mimariyle yapılmış Rahibe Teresa kilisesini görürsünüz.

Kentin bu bölümünün mimarisi daha değişik. Bizans etkisinde Gotik mimarisini anımsatan binaların altında dükkânlar, kafeler ve restoranlar mevcut. Biz mi yanlış saatte geldik, yoksa hep böyle mi bilmiyorum, ama Türk Çarsısı’ndaki canlılığı burada göremedik.

Üsküp, her ne kadar keskin bir çizgiyle ikiye ayrılmış gibi görünse de farklılıkların zenginliğin temelini oluşturduğu tezinden yola çıkarak hem Rahibe Teresa, kiliseleri ve heykelleri ile hem de otantik Türk Çarsısı ve camileri ile bu zenginliği olabildiğince gözler önüne seriyor ve adeta ‘Gelin ve bu zenginliği görün’ diyor.

SELAMÜN YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook:
www.facebook.com/selamunyavuz

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

 

 

Paylaş

© 2001-2021 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans