Selamün Yavuz yazdı: ‘Her şeyin başı sağlık!’

OLDUKÇA uzun süren bir hastalık döneminden sonra iyileşme süreci henüz sonlanmasa da yazılarıma tekrar başlamak için sabırsızlanıyorum. Uzun aradan sonra bu ilk yazımı sağlıklı beslenme konusuna ayırmam sanırım sürpriz olmaz.

Bu süreçte klişeleşmiş ‘Her şeyin başı sağlık’ deyiminin ne kadar yerinde olduğu benim açımdan bir kez daha teyit edildi.

Her şeyin başı sağlık, ama maalesef bizi zehirliyorlar.

Nasıl mı? İşte size birkaç örnek…

***

Marketten aldığınız herhangi bir marka üzüm pekmezinin ambalajına bakın. Ambalajında üzüm pekmezi yazıyor, siz de bu ürünü üzüm pekmezi sanıp alıyorsunuz, çünkü bunu Anadolu köylerinde sonbaharda büyük kazanlarda üzüm şırasının içine pekmez toprağı karıştırılarak kaynatılan pekmez sanıyorsunuz. Hiçbir katkı maddesi olmayan saf pekmez…

Ürünün etiketinde ihtiva ettiği maddelere bakıyorsunuz: % 75 pekmez, % 25 glikoz şurubu. Yani aldığınız pekmezin dörtte birinde nişasta bazlı glikoz şurubu var.

Peki, nedir bu glikoz şurubu? Vücudumuza girince ne yapıyor? Gıda sanayisinde kullanılan glikoz mısır ve patates gibi tarım ürünlerindeki nişastanın kimyasallarla parçalanmasıyla elde edilir ve direkt kana karıştığı için oldukça zararlıdır.

Glikoz vücuda girdiği an şeker dengesini alt üst ediyor; hormonal dengeleri bozuyor, östrojen hormonunun fazlalaşmasına neden oluyor.

Araştırmalar, bu maddenin vücutta kanser oluşmasını teşvik ettiği sonucuna varmış.

Glikoz karaciğer büyümesine neden oluyor, ihtiva ettiği maddeler sebebi ile vücutta yağ depoluyor, bu da aşırı kilo sebebi.

Glikozun böbrek taşına, kalp damar rahatsızlıklarına ve damar sertleşmesine, Alzheimer hastalığının ortaya çıkmasına ve unutkanlığa neden olduğunu da sayabiliriz.

***

Diğer bir örnek 2016 yılında dünyanın en büyük Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) üreticisi Monsanto’yu satın alan dev ilaç firması Bayer…

1954’te Türkiye pazarına girdi.

Türkiye’de iki fabrikası ve bin kadar çalışanı olan Bayer’in ürünleri üç ana grupta toplanıyor: ‘Sağlık Ürünleri’ (HealthCare), ‘Tarım İlaçları’ (CropScience) ve ‘Endüstri Ürünleri’ (MaterialScience)…

Türkiye cirosu 557 milyon Euro. Bütün dünyada ise 115 bin çalışanı ile 48 milyarlık bir ciroya sahip…

Günümüzde maalesef ilaçsız tarım yapılmıyor. Bütün tarım alanları Bayer’in ürettiği tarım ilaçları ile zehirleniyor, Bayer’in zehir mahiyetindeki endüstriyel ürünleri ise ambalajlı her türlü gıdaya etken ve koruyucu madde olarak katılıyor.

Bütün bu ilaçlama ve katkılarla çiftçilik ve tarım, dolayısıyla gıda üretimi adeta bir zehir endüstrisi olmuş.

Tabii bu gıda ürünlerini ucuza alıp, bolca tüketen biz insanlarda görülmemiş hastalıklar peydah olmaya başlıyor.

Doktora gidince bize yine Bayer’in ürettiği ilaçları kullanarak bu hastalıklardan kurtulmamız öneriliyor.

Biz artık ömrümüzün geri kalan bölümünde çeşitli hastalıklarla pençeleşirken Bayer şirketi küresel çapta sattığı zehirler ve ilaçlar sayesinde yılda milyarlarca dolar kâr ediyor.

***

Marketten satın aldığımız gıda maddelerinin sağlıklı olanı ile sağlığa zararlı olanı arasında kesin bir çizgi olmamakla birlikte, genelde ambalajlanarak satılan gıda maddeleri raf ömürlerinin uzatılması amacıyla içine kimyasal katıldığı için sağlığa zararlıdır diyebiliriz. Haftalarca bozulmayan yoğurtlar, aylarca bozulmayan un mamulleri ihtiva ettikleri kimyasallardan dolayı aslında yoğurt olmaktan, kurabiye olmaktan çıkmışlardır.

Yerli ve milli içkimiz ayrandan bir örnek verelim…

Evde ayranı nasıl yaparsınız… Yoğurt, su ve tuzu karıştırarak. Asırlardan beri ayran böyle yapılır. Ambalajda aldığınız ayranın içinde bunlar var mı? Yok!

Yoğurtsuz ayran içiriyorlar bize…!

Ama siz daha hijyenik olduğunu düşünerek büyük bir olasılıkla ambalajlı ayranı tercih ediyorsunuzdur. Çünkü bunun hijyenik olduğu size dayatılıyor, siz de o içinde yoğurt bile olmayan beyaz sıvıyı ayran niyetine alıp içiyorsunuz. Oysa bizim yerli ve milli içkimiz ayran yoğurt, su ve bir miktar tuzun karışımıyla yapılır(dı).

***

Halkın sağlıklı gıda konusunda yeteri kadar bilinçli olmadığından hatalı beslenme sonucu çeşitli hastalıklarla pençeleştiğini bir yere kadar anlayabiliriz. Devletin görevi bu hastalıklara engel olmak diye düşünmek isteriz. Ama gel gör ki, devlet de adeta ‘Gıda zehirlenmesini teşvik ediyor’ dedirtecek kararlar alıyor.

İşte birkaç çarpıcı örnek…

11 Nisan 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan ‘Bosna ve Hersek Menşeli Bazı Tarım Ürünlerinde Uygulanacak Gümrük Tarifesi’ ile ilgili karara bir göz atın…

Bu karara göre, domuz eti ithaline uygulanacak ‘0’ (sıfır) gümrük tarifesini bir tarafa bırakalım…

Türkiye’de 13 şeker fabrikasının satışa çıkarıldığı günlerde, tam da Ramazan ayının yaklaştığı o günlerde yine ‘0’ gümrük tarifesiyle Bosna Hersek’ten 20 bin ton ‘Tatlı zehir’ Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) ithal kararı veriliyor. Bu miktar Türkiye’de satışa çıkarılan şeker fabrikalarından üçünün doğal şeker üretiminin toplamına eşittir.

Şekerpancarından doğal şeker üreten fabrikalar, beş kuruş gümrük ücreti ödemeden piyasaya ucuz fiyata sürülen NBŞ ile rekabet gücünü kaybedecek, şeker piyasası alt üst olacak. Dolayısıyla özelleştirilen, yüksek kâr amaçlı şeker fabrikaları da şeker yerine NBŞ üretip piyasaya sürmek zorunda kalacaklar. Veya satılacaklar ya da kapatılacaklar.

Siz şekere, tatlıya, baklavaya çok zam yapılmıyor sanacaksınız, ama NBŞ ihtiva eden bayram baklavası ile birlikte midenize epey bir zehir yükleyeceksiniz.

Ne diyelim…

Midesi, vücudu ve aklı bu kadar zehiri kaldırabilenlere afiyet olsun!

***

Yıl 2018 Ocak ayı…

Rockefeller’in sahibi olduğu Cargill firması Türkiye’de şeker üretimi konusunda bir rapor hazırlar, raporu el altından Türk hükümetine sunar. Dolayısıyla rapor TBMM’de görüşülmeden hükümetin gündemine gelir.

2018 Şubat ayının ikinci haftası…

Eski bir Rockefeller çalışanı olan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Türkiye’ye gelir, Cumhurbaşkanı ile başbaşa görüşür. Dışişleri Bakanının tercümanlık yaptığı bu görüşmede toplantı tutanağı tutulmaz.

Aradan 24 saat geçmeden Türkiye’de 14 şeker fabrikasının satışa çıkarılacağı duyurulur.

***

ABD’li tuğamiral Mark Lambert Bristol 1919 – 1927 yılları arasında iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurmak amacıyla Istanbul’da görev yapar.

1923 yılında Ankara hükümeti İktisat Bakanlığına bir tavsiye mektubu gönderir, mektubunda ‘Tarım ve tıp alanında yardım ve destek almanız için Rockefeller Vakfı yetkililerini Türkiye’ye davet etmenizi tavsiye ederim’ der.

İktisat Bakanı Mahmut Esat Bozkurt 24 Nisan 1923 tarihinde bu tavsiye mektubuna çok kısa yanıt verir: ‘Rockefeller Enstitüsü’nün memleketimize daveti uygun görülmemiştir!’

***

Sağlıcakla kalın!

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: 
www.facebook.com/selamunyavuz

 

 

               

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans