Selamün Yavuz yazdı: Stratejik sektör

DAHA önce ‘Her şeyin başı sağlık’ diye yazmıştım (https://www.interajans.nl/selamun-yavuz-yazdi-her-seyin-basi-saglik/ ). Elbette her şeyin başı sağlık, ama sağlıklı bir yaşam için sağlıklı bir tüketimin yanı sıra sağlıklı bir üretim ve sağlıklı tarım da gerekiyor.

Tarım, dünyadaki üç canlı türünün (bitki, hayvan ve insan) yaşamının devamıyla ilgili bir konu olduğu için konuya daha geniş bir perspektiften bakmak gerekir.

Önce konuya biraz ısınmak için canlılar dünyasından birkaç istatistik bilgisi verelim…

Canlılar âlemi

7 milyar 700 milyon insan nüfusunun yaşadığı dünyada 830 milyondan fazla insan açlık sınırının altında yaşarken 1,7 milyar insan aşırı kilolu.

Her yıl 4,5 milyon hektar orman yok oluyor, 6,5 milyon hektardan fazla arazi erozyondan dolayı toprak kaybına uğruyor, 11 milyon hektardan fazla arazi çölleşiyor. Yılda 800 bin insan kirli içme suyundan yaşamını yitirirken, yeryüzünde 860 milyon insanın temiz içme suyuna ulaşma olanağı yok.

Yeryüzünde yaşayan canlılar sadece insanlar olmadığı için bu dünyayı paylaştığımız hayvanlar ve bitkiler âlemine de bakmak gerekir. Çünkü bu üç canlı türü yeryüzünde yaşamlarını sürdürebilmek için birbirine bağımlıdır. Hatta insanlar olmasa bitkiler ve hayvanlar pekâlâ yaşamlarını sürdürebilirler, ama bitki veya hayvan olmasa insanların yaşamlarını sündürebilmesi olanaksız. Bu anlamda insanlara yeryüzünün parazitleri de diyebiliriz.

Bilim insanları tarafından şimdiye kadar yeryüzünde bilinen 1,9 milyon hayvan çeşidi var. Bunun çok çok fazlası, hatta 100 milyon hayvan çeşidi olduğu yönünde de varsayımlar var. Ancak buna karşın Birleşmiş Milletler raporlarına göre her gün 150 hayvan cinsi yok oluyor.

İngiliz Royal Botanic Gardens bilim adamlarına göre dünyada 390 bin 900 bitki çeşidi var. East Anglia, James Cook University ve Dünya Doğa Vakfı’nın (Wereld Natuur Fonds, WNF) 2018’de yayınladığı bir araştırma raporuna göre yeryüzündeki hayvan ve bitkilerin yarısı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Bu tehlike en çok doğal zenginlikleri ile bilinen Arizona, Madagaskar, Kuzey Afrika Savanası ve Akdeniz Bölgesi’nde gözlemleniyor.

Bu şartlar altında, yeryüzünde bitki, hayvan ve insanın yaşamı için tehlike çanları çalarken biz insanların bir şeyler yapması gerektiğine inanıyorum.

Konvansiyonel tarım

İşte bu noktada tarımın önemi ortaya çıkıyor; çünkü tarım, insan, bitki ve hayvanın birleştiği ortak noktada, ortak yaşamsal alan içinde yapılıyor; her üç canlı türü de tarım alanlarında yoğun etkileşim içinde.

1950’li yıllardan sonra dünyada küresel ilaç firmalarının girişimiyle ‘konvansiyonel tarım’ diye adlandırdığımız bir tarım türü ortaya çıktı. Kısaca özetlemek gerekirse, basıyorsun kimyasal gübreyi tarım yapılan araziye, geçici olarak üründe artış oluyor, ama bu kimyasallar topraktaki mikroorganizmaları yok ediyor. Toprak çoraklaştıkça daha çok gübre, daha değişik kimyasallar… Dolayısıyla bir sonraki yıl daha verimsiz tarım arazileri.

Dünyada tarım, özellikle az gelişmiş ve 3. Dünya ülkelerinde 60-70 yıldır böyle bir kısır döngünün içerisinde.

Diğer yandan, tarım yapılan arazinin ottan arındırılması gerektiği, bu yapılmazsa atılan gübreye toprakta biten yabani otların ortak olacağı safsatası çiftçiye empoze ediliyor. Kimyasal gübreye verdiğim para boşuna otlara gitmesin diye çiftçi bir de tarlasına ot ilacı atarak toprağın verimini tamamen düşürüyor Halbuki o otlar, toprak altına oksijenin girmesini, mikroorganizmaların yaşamını devam ettirmesini sağlıyor, biyolojik çeşitliliği artırıyor.

Tarım alanları aynı zamanda muhtelif hayvan türlerinin de beslenme alanları. Konvansiyonel tarımda bitki ve meyveler için ‘Zararlılar’ diye adlandırılan hayvanlarla mücadele etmek düşüncesi hakim. Böyle olunca da çiftçi zararlılarla mücadele için yine basıyor sinek ilacını, böcek ilacını. İlaç değil, zehir aslında. Küresel tarım ilaçları şirketleri bizlere bunu ‘İlaç’ olarak empoze ediyorlar. Çiftçi böylece hem ürününü zehirliyor, hem kimyasal zehirlerle hayvanları öldürerek biyolojik dengeyi bozuyor, hem de yararlı olan hayvanları öldürerek bilmeden bindiği dalı kesiyor.

Permakültür tasarım biliminin kurucusu Bill Mollison ‘Şeytani bir deha yıllarca düşünse, insanlık için konvansiyonel tarımdan daha kötü bir şey bulamazdı’ diyor.

Alternatif tarım yöntemleri

Konvansiyonel tarımın doğal yaşama ve biyolojik dengeye verdiği zararlar yıllarca fark edilmedi. 1970’li yılların sonunda başlayan çevre bilinci, küresel ısınmanın getirdiği tehlikeler ile daha sonraki yıllarda insanoğlunda artan hastalıklar ve alerjiler ile buna bağlı olarak biyolojik beslenmeye verilen önemin artmasıyla konvansiyonel tarıma alternatifler aranmaya başlandı.

Alternatif tarım yöntemleri önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde hem halk sağlığını doğrudan ilgilendirdiği, hem biyolojik dengeyi sağlamada en etken sektör olduğu, hem de çevre bilincinin en bariz uygulama alanı olduğu için stratejik önemi büyük bir sektör olarak genişleyecek. Bu süreçte herkesin yaptığını yaparak değil, herkesin yaptığına yeni değerler katarak inovatif çalışmalar yapan ülkeler hatırı sayılır bir gelişme gösterecekler.

2020 – 2050 arası bu anlamda bütün dünyada çok büyük stratejik değişikliklere gebe, tarım da bu süreçte en stratejik sektör olacak.

Selamün YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

                  

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans