Selamün Yavuz yazdı: Vay halimize…!

TÜRKİYE gündemi bu hafta içinde iki önemli gelişmeyle çalkalandı.

Birincisi, ABD’de başlayan ve kamuoyunda ‘Reza Zarrab Davası’ olarak bilinen mahkeme, diğeri de Ana Muhalefet lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun partisinin grup toplantısında Man Adası Devletindeki ‘Bellyway’ adlı şirkete Türkiye’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakınları tarafından milyonlarca dolar para transferinin yapıldığı iddiasını ortaya atması.

Her iki gelişmenin de siyasi ve hukuki yönünü bir tarafa bırakalım. Çünkü konular zaten kamuoyunda, televizyon ekranlarında, sosyal medyada büyük bir bilgi kirliliği de yaratılarak yeterinden fazla tartışılıyor.

Her konuda olduğu gibi toplum yine karpuz gibi ortadan kesilmiş vaziyette. Hiç kimse kimin suçlu, kimin suçsuz; kimin haklı, kimin haksız olduğuna bakmıyor. Herkes ‘Kim bizden, kim onlardan’ sorusundan yola çıkarak tavır belirliyor, görüş beyan ediyor.

Her iki gelişmeyi de demokrasi kültürü ve demokratik temayüller açısından ele almak tartışmalara yeni bir perspektif kazandırır umudunu taşıyorum. Çünkü daha demokratik bir Türkiye herkesin ortak paydası diye düşünüyorum.

Hem Reza Zarrab Davası, hem de Man Adası Devletindeki Bellyway Ltd belgeleri ile ilgili gelişmeler Türkiye’nin demokratik zaaflarını çok açık şekilde gözler önüne seriyor.

Reza Zarrab Davası

Zarrab’ın ABD’de tutuklanmasının hemen ardından, 24 Mart 2016 tarihindeki yazımda aynen şunları yazmıştım (https://www.interajans.nl/selamun-yavuz-yazdi-bir-kez-daha-dusunmekte-fayda-var/):

Reza Zarrab ABD’de tutuklandı, Türkiye’de kıyamet koptu. Yargılama büyük olasılıkla Türkiye’ye, AKP hükümetine ve mecliste oylamayla aklanan dört eski bakana kadar uzanacak.

Küresel egemen güç ABD’ye karşı mücadele ettiklerini söyleyenlerin şimdi ABD mahkemesinden medet ummaları oldukça ironik. Boşuna ABD yargıçlarının Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda bir karar vereceklerini düşünmeyin ve hatta aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü ABD’nin en baştaki lideri de, yargıcı da, halkı da önce kendi ülke çıkarlarını düşünür.

Yolsuzluk dosyalarında adil yargının önünü kesen AKP iktidarının eli kolu bağlı; bu da Reza Zarrab’ın tutuklanması sonucu maalesef her hâlükârda Türkiye aleyhine gelişmelerin hızlanmasına yol açacak.

***

Demokrasilerde erkler ayrılığının önemini her fırsatta tekrarlamakta fayda var. Yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması ve kendi sorumluluk alanlarının dışına çıkmaması demokrasinin ‘olmazsa olmaz’larından. Bunu sağlayamayan ülke yönetimlerinin başı beladan kurtulmaz.

Reza Zarrab davasının temeli 17 – 25 Aralık sürecinde ortaya atılan rüşvet, kara para aklama ve uluslararası ekonomik ambargoyu kırma girişimi ile ilgili iddialar idi.

Bir tarafta rüşvet verdiği iddia edilen Reza Zarrab, diğer tarafta rüşvet aldığı iddia edilen dört eski bakan; Türk devlet bankalarının içinde bulunduğu karmaşık para transferleri ve nasıl kazanıldığı meçhul ortada dönen milyarlarca Dolar para.

Rüşvet aldığı iddia edilen dört bakan bu süreç sonucunda Türkiye’de istifa etti ya da ettirildi, daha sonra bu dört bakan TBMM’de yapılan oylama sonucunda aklandı; TBMM’de sayısal çoğunluk bu bakanların rüşvet almadığına kanaat getirdi.

İşte zurnanın zırt dediği yer de tam burası.

Tamamen hukuki bir çözüm gerektiren, yani yargı erkinin görev alanındaki yolsuzluk iddiaları, TBMM tarafından, yani yasama erkinin aldığı kararla sonuçlandırıldı. Sonuçlandırıldı, ama uluslararası boyutu olan ve uluslararası yargıyı da ilgilendiren bu iddiaların Türkiye’de yasama erkinin (TBMM) sayısal çoğunlukla aldığı bir kararla nihai sonuca erdirileceğini düşünmek Türkiye’nin demokratik zaafını iyice gözler önüne serdi.

Çünkü demokrasi sadece sayısal çoğunluk değil, aynı zamanda demokrasi ilkelerini ve demokratik temayülleri benimsemek ve uygulamaktır.

1950’den beri demokrasi var dediğimiz ülkede işte biz bunu yapamadık; yargı erki ile yasama erki arasındaki görev ve sorumluluk çizgilerini eğirdik, büktük, tam doğru çizemedik. Yargının karar vereceği yerde yasama karar verdi, başımıza bu belalar geldi.

Bellyway’e para transferi

Man Adası Devleti’ndeki bir şirkete para transferi belgeleri de dün itibari ile yargıya taşındı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Bellyway Ltd şirket yetkilisinin Kılıçdaroğlu’nun Ana Muhalefet partisi grup toplantısında gösterdiği belgelerin sahte olduğunu bildirmesi üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Reza Zarrab ve eski dört bakan ile ilgili yolsuzluk iddialarında yetkilerini kullanmayan yargı erkinin, bu konuda inisiyatif alması oldukça ilginç. Çünkü iddiaların hukuki bir yönü yok. Ticari amaçla, bir ülkeden başka bir ülkeye para transferinin yapılması tamamen yerel ve uluslararası hukuka uygun. Tam tersine neo-liberalizmin yazıya dökülmemiş kurallarında, küresel ticareti geliştirme amacıyla ülke yönetimlerinin uluslararası para transferini kolaylaştırma çabalarına destek veriliyor.

Kılıçdaroğlu, parti grup toplantısında çantadan çıkardığı belgelerle yargı erkine değil, siyasal etik ve toplumsal vicdana sesleniyor. Bu konuda, yargı erkinin görev alanına düşen tek konu, Man Adası Devleti’ndeki Bellyway Ltd şirketine transfer edilen paraların kaynağının araştırılması. Bu paralar ticari bir faaliyetle kazanılmışsa ortada hukuki bir sorun da yok.

Ama ülkeyi yöneten liderlerin ‘Tulumbanın suyu bitti, yastık altındaki dövizlerinizi bozdurun’ çağrısı yaptığı bir dönemde sırf ülke maliyesine vergi vermemek amacıyla başka bir ülkede kurulan paravan bir şirkete Cumhurbaşkanının yakınları tarafından para transferi yapıldıysa, bu, siyasi etik ve toplumsal vicdan açısından oldukça sorunlu bir durum arz ediyor. Bu, hem siyasi ahlakı, hem de toplumsal vicdanı zedeliyor.

Siyasi etik ve toplumsal vicdanı ilgilendiren bir konuya yargının el atmasına demokraside erkler ayrılığı ilkesinden bakacak olursak, yargı erkinin görev alanı dışına çıktığı açık seçik ortada. Bunu da Türkiye’de demokrasinin bir zaafı olarak not etmek gerekir.

***

Demem odur ki…

Türkiye, her şeye rağmen güçlü temellere oturmuş dünyanın gözü üzerinde olan bir ülke. Birlikte yine yedi düvele karşı mücadele etmek istiyorsak, öncelikle kendi içimizdeki sorunları kendimiz demokrasi ilkelerine ve demokratik temayüllere uyarak çözmemiz gerekir.

Kendimizle ilgili sorunları çözmek için kendi demokrasimizi geliştirmek yerine emperyal bir gücün hukuk sisteminden medet umar duruma getirilmişsek vay halimize!

 

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl

Twitter: @SYavuzTR

Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

               

 

 

© InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans