Selamün Yavuz yazdı: Sembolik tedbirler yetmez!

PEK çok insanın gözünden kaçmış olabilir belki, ama geçenlerde Türkiye’de ‘Çevre Kanunu’nda bazı değişikliklerin yapılması Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülüp kabul edildikten sonra bu hafta başı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Yapılan değişikliklerle çevreyi koruma adına öngörülen bir dizi önlem böylece yasalaşmış oldu.

Bunlardan özellikle alışverişte kullanılan plastik poşetlerin bundan böyle en az 25 Kuruş karşılığı satılması kamuoyunda yer buldu.

Bence ‘Çevre Kanunu’nda yapılan değişiklikler yüzde yüz yerinde ve doğru. Hatta az bile! Bana kalsa pet şişelere, plastik ambalajlara, doğaya ne kadar zararlı madde varsa hepsine ‘İklim vergisi‘ adı altında vergilendirme yaparım.

Türkiye’de plastik ambalaj sektörünün toplam kapasitesi 800 bin ton civarında. Türkiye’de yılda kişi başına ortalama 15 kg plastik ambalaj tüketiliyor; bu rakam Avrupa’da 80 kg, ABD’de 150 kg.

Bu petrokimyasallar hayatımızın bir parçası olmuş maalesef. Bu plastik ambalajlar aslında tüketilmiyor; kullanılıyor ve atılıyor. Bir kısmı çöpe atılıyor, ama büyük bir bölümü denize, doğaya, ormana, yol kenarlarına atılıyor.

Plastik ambalajların hem üretimi, hem de tüketimi doğaya, insana ve diğer canlılara büyük zararlar veriyor; kullanımına sınırlama getirmek için daha sert tedbirlerin alınması şart.

Ama hükümetler bu tedbirleri alırken dengeli olmak zorunda. Bu tedbirlerin faturası tek taraflı sade vatandaşa çıkarılacak olursa tedbirler amacına ulaşmaz. Özellikle gıda sektöründe plastik ambalajların kullanımının azaltılması için gıda üreticilerine yönelik tedbirler de alınmalı.

Çevre Kanunu’ndaki bu değişiklik 2015 Paris İklim Antlaşması’nın uygulanmasına yönelik biraz da sembolik olan bir değişiklikti. Ama sadece sembolik tedbirler almak yetmez.

Sarı yelekliler

Fransa’da akaryakıta yapılan zam da Paris İklim Antlaşmasının uygulamasına yönelik bir karardı. Ama Fransız halkı bu tek taraflı, yalnızca sade vatandaşı etkileyecek bu karara karşı duyarsız kalmadı, sokaklara döküldü. Fransa Cumhurbaşkanı Macron da haftalardır süren protesto gösterilerine duyarsız kalmadı. Daha önce akaryakıt zammını rafa kaldırmıştı; bu hafta başı, halkın gelir düzeyini yükseltmek için de bir dizi tedbir paketi sözü verdi.

Fransız halkının bu protestosu aynı zamanda neo-liberalizme karşı yapılan bir toplu direnişti. 30 yıldır dünyayı kıskacı altına alan neo-liberal politikalar bir taraftan insan grupları arasında yeni yeni ayrışmalara sebep olmaya başladı; gerek ülkeler arasında, gerekse ülkeler içerisinde zengin ile fakir ayırımı daha kesin çizgilerle ifade edilebilecek hale geldi.

Fransa gibi, dünyanın sayılı büyük ekonomilerinden birisinde yüzbinlerce insan açlık sınırının altında yaşıyor.

Ekonomi Bakanlığı yaptığı ve Cumhurbaşkanı seçildiğinde küresel basın tarafından adeta ‘Neo-liberalizmin sempatik çocuğu‘ imajı ile göreve başlayan Macron politikalarının bunda elbette etkisi büyük. Akaryakıt zammında da görüldüğü gibi küresel şirketleri koruyup alınan önlemlerin mali yükünü sade halka yükleyince bir sosyal patlama da kaçınılmaz oluyor.

Kaldı ki, akaryakıta yapılan zam sadece sembolik. Böyle bir tedbirle Paris İklim Antlaşmasında Fransa’ya düşen hedeflerin yüzde1’i bile gerçekleştirilemez.

‘Sadece sembolik tedbirler almak yetmez‘ sözü aynen Fransa için de geçerli.

Paris İklim Antlaşması gereği, bir şeyler yaptığını göstermek isteyen diğer ülkeler de sembolik bazı kararlar aldırlar.

Örneğin Hollanda, uçakla seyahat edenlerden uçuş başına 7 Euro’luk bir ‘Uçuş vergisi’ tedbirini açıkladı. Lüksemburg daha radikal bir karar alarak, ülkede bütün halkın bütün toplu taşıma araçlarından ücretsiz yararlanabileceğini duyurdu.

Katowice’de İklim Konferansı

Yılın son aylarında bu sembolik tedbirler niye mi alınıyor?

Bu hafta Polonya’nın Katowice kentinde önemli bir konferans var. Küresel bazda karbondioksit emisyon hacmi artışının azaltılması görüşülecek. Bunun yanı sıra Paris İklim Antlaşmasında alınan kararların uygulanması da gündem maddelerinden birisi. Bu konferansta bazı tedbirler alan ülkelerin en azından söyleyebilecekleri iki çift laf olacak. Onun için de birçok ülke son anda sembolik olarak bazı tedbirler aldılar.

‘Sadece sembolik tedbirler almak yetmez’ diyoruz ya…

Neden mi?

Katowice’deki konferansın en önemli gündem maddelerinden birisi de Ülkelerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC’nin (The Intergovernmental Panel on Climate Change) bir süre önce küresel ısınma ile ilgili çıkardığı rapor.

Bu raporun özetinin özeti bir kaç cümleyle şöyle: ‘Paris İklim Antlaşmasında alınan kararlar ve tedbirler küresel ısınmayı orta vadede 3 derece ile sınırlayabilecek. Paris Antlaşmasının hedefi olan en fazla 1,5 derecelik ısınmayı gerçekleştirebilmek için acilen ek tedbirlerin alınması gerekli. Ayrıca, 1,5 derecelik bir küresel ısınmanın dünyaya etkisi az çok öngörülebilir, ama ek hedefler alınmadan 3 derecelik bir küresel ısınma gerçekleşirse dünyanın nasıl bir yaşam ile karşı karşıya kalabileceğini kestirmek mümkün değil.’

Durum o kadar vahim ki, örneğin bu yıl bütün dünyada karbondioksit emisyonunun geçen yıla oranla yüzde 3 artacağı öngörülüyor.

Yani, ne kadar (sembolik) tedbirler alınırsa alınsın, dünya sonu belli olmayan bir mecraya doğru sürükleniyor, dünyadaki bütün canlılar için tehlike çanları çalıyor.

Katowice’de bir araya gelecek dünya liderlerinin kendilerine su soruyu sormaları gerekir:

Sadece sembolik tedbirlerle mi yetineceğiz, yoksa bencilliği bırakıp, biraz daha duyarlı davranarak bizden sonraki kuşakların da yaşamını sürdürebileceği bir dünya mı bırakacağız?

Selamün YAVUZ

Elektronik posta: syavuz@kpnmail.nl
Twitter: @SYavuzTR
Facebook: www.facebook.com/selamunyavuz

 

                    

 

©  InterAjans/Haberlerin tüm hakları İnterAjans’a aittir, izinsiz kullanılamaz.

Paylaş

© 2001-2017 InterAjans.nl • Her hakkı saklıdır.

Back To Top
Inter Ajans
error: Üzgünüz, içerik telif hakları nedeni ile korunmaktadır.